O; tarih boyunca hakkında elli bine yakın kitap, yüz binlerce makale yazılmış tek Türk’tür!..

Laiklik devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil  akla ve bilime dayandırılmasıdır. 
Laiklik, dinin doğru uygulanabilmesinin teminatıdır!..
Tarihe Dair Notlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret387046
Dinci Öfke/Bilge Altun

Tam olarak 2010 yılından beri Twitter'dayım. Twitter'ı her zaman sokak olarak görmüşümdür; Çevremizde göremeyeceğimiz birçok insanın, algının ve bakış açısının en net özeti olarak.

Bunca yıl, dinci kesimle birçok kez konuşmaya çalıştığım olmuştur. Daha doğrusu onların kin dolu saldırılarını bertaraf etmeye.

Bazen sabahlara kadar süren bu tartışmalarda, yazık ki resim hep aynı: hakaret, gerçeği kabul etmeme, yanlış bilgiye tapma ve sonunda da kendilerini büyük “mümin” bizleri ise dinsiz görmelerine uzanan simsiyah bir tuval.

Sabah 05.00 olduğunda “Hadi fazla konuşma! Kalk, namazını kıl” deyip sırıtanları gördüğümde tek düşüncem, “Demek Munafikun suresindeki insanlar ve maun süresi bunlar için yazılmış” olurdu. Zira bu kadar iftira, kin ve hakaretin ardından namaza davet edebilmek, tıpkı bu sürelerde yazılanları anlatıyordu. “(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, "Senin, elbette Allah'ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz" derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.” (Münafikun suresi)“Onlar gösteriş yapanlardır.” (Maun Suresi)

Artık bu tarz kişilerle tartışmaya girmiyorum. Fakat yine de twitter ve 14 yıl öncesinde bu surelerdeki gibi insanların olabileceğini birileri söylese, inanmaz;“Herhalde kıyamete yakın dönemde olacaklardandır” derdim. Nereden bilebilirdim komşumuz, akrabamız, arkadaşımız gibi görünüp korkunç bir kinle bugünleri beklediklerini. Yazık ki siyasilerin yanı sıra sokak dediğim sosyal medya, bunu net biçimde hepimize gösterdi.

Dinimiz İslam, her şeyden önce hoşgörü dinidir. Kendi içinde laik ve “beni asla siyasete alet etme, hiçbir şeyle karıştırma ve iç huzuruyla yaşa” diye emreder. Buna rağmen her birinin aynı makineden çıkmışcasına büyük bir kinle saldırmayı kendilerinde hak olarak görmeleri; öncelikle dinimiz, ardından da insanlık onuru açısından büyük bir tezattır.

Tabii bu kadar zıvanadan çıkmalarının rahat bir ortam bulmalarıyla alakalı olduğu aşikar. Siyasetin tepesindekilerin sürekli “onlar, bizler” ayrımını büyük bir kinle yapmaları ve bunu yaparken besmeleyi de eklemeleri, bu öldürücü virüsün yayılmasında en baş etkenlerden.

Oysa bir parça şeyhinin, sözde aliminin ve yazık ki liderlerinin irin dolu sözlerini bırakıp düşünecek olsalar; Peygamberimizin torunlarının bile dinci siyasete kurban gittiğini görecek ve soracak: “Bu tür sapkın bir anlayış, bu büyük öfke İslamın neresinde?..”

Düşünmek reddediliyor, kendilerine muhalif olmak ise neredeyse dinsizlikle eş değer sayılıyor. Peki tarihte, düşünmemeyi emreden, analiz yeteneğini yasaklayan, üstelik de bunu din sosu katarak yapan başkaları da var mıydı?..

Olmaz mı. Zamanla kendileriyle bile çelişip dört gruba ayrılan engizisyoncular...

Her gün konuşmak, üstelik de doğruları konuşmamak engizisyoncuların seçtiği yolun başındaydı. Haftanın belli günleri yerli halkı ya kiliselere toplar, ya da konuşma yapacağı yeri halkla doldurur; düzenin hiç olmadığı kadar iyiye gittiği yalanlarını sıralarlardı. Bu konuşmalarda tehdit ve insan onurunu din adına yerle bir etmek en baş sıradaydı. Gammazcılığı ise Tanrı yolunda hak gösterip halkın kendilerine karşı birleşmemesi için defaatle ve ısrarla söylerlerdi.

Para, hırs, ihtiras, jurnal ve vahşet neredeyse olağan haline gelmişti. “Bizden olanlar cennete, diğerleri ise cehenneme!” diyebilecek kadar ileri giderlerken, gaspları nedeniyle kiliselerini hiç olmadığı kadar zengin etmeyi de ihmal etmemişlerdi. Ve bu korkunç yıllarda milyonlarca kişi sırf “onlardan” olmadığı için en ağır ölümlere gönderilmişti...

Günümüze geldiğimizde ise birilerinin engizisyoncuları dikkatle okuyup hayran kaldığı ortada. Aslında kilisenin(!) yolundan gidenler çok iyi biliyorlar ki; En sert siyaseti yaparken dinin kullanılması korkunç bir sapkınlıktır. Hala bilmeyenler içinse belirtmek isterim ki bu görüş, kendisine İslam diyen herkesin görmesi gereken en baş acil butonudur.

Çünkü İslam dininde öfke yoktur. Riya, iftira, yalan dolan, ayrımcılık, hırsızlık, kötü(lük)lere yardım ve yataklık yoktur. Tüm bunları görerek ama o kişi “dindardır” diyemezsiniz. Saf tutamazsınız, yolunda gidemezsiniz. Dokuz yalanına bir doğru eklediğini bizzat gözlerinizle görerek, o tek doğruyu kabul edip peşinden sürüklenemezsiniz.

Beyinleriniz her gün, her saniye bilinçli olarak yıkanıyor ve sizler de bile isteye buna razı oluyorsunuz, görüyoruz bunu...

Yapmayın. Torunlarınız için bari yapmayın...

Engizisyoncu birileri size emir vermeden önce elinizi vicdanınıza koyup bir kez olsun kendinize sorun: “Ben gerçekten kimim, gördüklerim doğru mu, ülkeme, evlatlarıma ve hatta torunlarımın geleceğine ne yapıyorum, İslam mıyım, yaptıklarım İslam'a uygun mu, ümmet kime denir, ümmet olmanın şartları nedir ve en çok da kul hakkı nedir biliyor muyum, kaç kişinin hakkını gasp ediyorum, bu öfkem sayesinde kaç kişinin hakkını yiyorum ve öfke hangi ruhani varlıktan beslenir?..”

Çok geç olmadan...

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1381 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın