O; tarih boyunca hakkında elli bine yakın kitap, yüz binlerce makale yazılmış tek Türk’tür!..

Laiklik devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil  akla ve bilime dayandırılmasıdır. 
Laiklik, dinin doğru uygulanabilmesinin teminatıdır!..
Tarihe Dair Notlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam241
Toplam Ziyaret311152

CUMHURİYET GAZETESİ - 12 EYLÜL 2000

CUMHURİYET GAZETESİ - 12 EYLÜL 2000 

Darbenin bilançosu 

İstanbul Haber Servisi - TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu. 

* 650 bin kişi gözaltına alındı. 

**1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 

**Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 

**7 bin kişi için idam cezası istendi. 

**517 kişiye idam cezası verildi. 

**Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı). 

**İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi. 

**71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 

**98 bin 404 kişi ''örgüt üyesi olmak'' suçundan yargılandı. 

**388 bin kişiye pasaport verilmedi. 

**30 bin kişi ''sakıncalı'' olduğu için işten atıldı. 

**14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 

**30 bin kişi ''siyasi mülteci'' olarak yurtdışına gitti. 

**300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 

**171 kişinin ''işkenceden öldüğü'' belgelendi. 

**937 film ''sakıncalı'' bulunduğu için yasaklandı. 

**23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 

**3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 

**400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. 

**Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 

**31 gazeteci cezaevine girdi. 

**300 gazeteci saldırıya uğradı. 

**3 gazeteci silahla öldürüldü. 

**Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 

**13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 

**39 ton gazete ve dergi imha edildi. 

**Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 

**144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 

**14 kişi açlık grevinde öldü. 

**16 kişi ''kaçarken'' vuruldu. 

**95 kişi ''çatışmada'' öldü. 

**73 kişiye ''doğal ölüm raporu'' verildi. 

**43 kişinin ''intihar ettiği'' bildirildi. 

 

--------------------------------------------------------------------------------

20. YILDÖNÜMÜ 

12 Eylül rejimi sürüyor 

* İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül, 12 Eylül darbesinin yurttaşın devlet için olduğu anlayışını yerleştirdiğini vurgularken ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Türkiye'nin 21. yüzyıla 12 Eylül'ün gölgesinde girdiğini öne sürdü. Ercan Karakaş ise 12 Eylül'le gelen yasakların sürmesinin Türk siyasetinin ve özellikle de Türk sağının ayıbı olduğunu söyledi.

İSTANBUL/ANKARA (Cumhuriyet) - İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Hüsnü Öndül , 12 Eylül darbesinin yurttaşın devlet için olduğu anlayışını yerleştirdiğini vurgularken ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras , Türkiye'nin 21. yüzyıla 12 Eylül'ün gölgesinde girdiğini öne sürdü. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Ali Balkız , ''kara dönem'' olarak nitelediği 12 Eylül'ün unutulmamasını istedi. CHP Meclisi üyesi Ercan Karakaş , 12 Eylül'le gelen yasakların sürmesinin Türk siyasetinin ve özellikle de Türk sağının ayıbı olduğunu söyledi. 

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül'ün rejim üzerindeki olumsuz etkilerini anlattı. ''Rejimin şimdi onarmaya çalıştığı defoları aslında o dönemin ürünüdür'' diyen Uras, 12 Eylül'ün etkilerini şöyle sıraladı: ''12 Eylül ile birlikte sola karşı desteklenen Türk-İslam sentezcisi kadrolar devlet içine yerleştirildi. 12 Eylül'ün yasakçı kafası Kürt sorununu asayiş sorununa indirgedi, anadili yasak ilan etti ve onbinlerce insanın ölümüne yol açan süreci başlattı. 12 Eylül, sermaye yanlısı tutumuyla, yeni liberal ekonomi politikaları ile ülkeyi emeğiyle geçinenler açısından cehenneme çevirdi. Sendikal haklar, sosyal
haklar tahrip edildi. 12 Eylül askeri otoriteyi, yürütmeye, yargıya ve siyasete müdahale edici, talimat verici bir konuma, sivil otoritenin üstüne yükseltti. 

RTÜK'ü medyanın başına musallat eden 12 Eylül rejimidir.'' Türkiye'nin 21. yüzyıla 12 Eylül rejiminin gölgesinde girdiğini belirten Uras, ''12 Eylül'ün militarist kurumlarını, zihniyetini, yasalarını ve anayasasını değiştirmeden Türkiye'nin devasa sorunlarını aşamayacağız'' dedi. 12 Eylül'ün etkilerini 'kâbus' olarak nitelendiren Uras, bu kâbustan kurtulmanın yolunun da uzaktan kumandalı siyaset tarzını değiştirmekten, köklü bir anayasa ve yargı reformu yapmaktan geçtiğini kaydetti. 

İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Hüsnü Öndül, bir yazılı açıklama yaparak, derneklerinin hazırladığı insan hakları ihlalleri bilançosundan örnekler verdi. Bilançoya göre, 7 bin kişi için idam istendiği, 517 kişiye ölüm cezasının verildiği, 650 bin kişinin gözaltına alındığı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, açılan 210 bin davada 230 bin kişinin yargılandığı, 388 bin kişiye pasaport verilmediği, 7 bin 233 devlet görevlisinin bölgelerinin dışına sürüldüğü, 300 gazetecinin saldırıya uğradığı, 49 ton gazete, dergi ve kitabın sakıncalı olduğu gerekçesiyle imha edildiği belirlendi. 

Öndül, 12 Eylül rejimi sonrası Türkiye'nin Türk-İslam sentezi anlayışı ile yeniden yapılandırıldığını, bu yeniden yapılanmada Aydınlar Ocağı'nın 1979 yılı tezlerinin sisteme damgasını vurduğunu belirtti. 

Öndül, 12 Eylül'le birlikte kutsal devlet anlayışının yerleştirildiğini belirterek bireyin, yurttaşın hakları ve özgürlüklerinin kutsal devlet anlayışına kurban edildiğini, yurttaşın devlet için var olduğu anlayışının sisteme yerleştirildiğini söyledi. Balkız ise yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül'ün Türkiye demokrasisi üzerinde bıraktığı kara lekenin bugüne kadar aşılamadığını belirterek ''12 Eylül'ün bıraktığı ceberrut rejim anlayışı halen egemenliğini sürdürmektedir'' dedi. Balkız, Türkiye'nin, 12 Eylül'ün getirdiği anayasa, siyasi partiler yasası, YÖK ve DGM'lerle yönetilmeye devam ettiğini belirterek bir kez daha askeri müdahale
yaşamaması için 12 Eylül'ün getirdiği olumsuzlukları unutmaması ve 12 Eylül anlayışını yaratanlarla hesaplaşması gerektiğini söyledi. 

12 Eylül darbesini ve anlayışını değerlendiren Ercan Karakaş, 12 Eylül Anayasası'nın, temel yasalarının ve YÖK gibi kurumların yerini koruduklarını belirterek o günlerde hüküm giyen 21 bin gencin siyaset yasağının sürmesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı. Merkez sağ partilerin, darbenin sonuçlarına karşı olduklarını ve iktidar olunca bunları kaldıracaklarını açıkladıklarını anımsatan Karakaş, ''Fakat iktidar olduklarında bu konuda ciddi ve ısrarlı çaba göstermediler'' dedi. Sağ uçtaki partilerin ise demokrasi gibi bir sorunlarının olmadığını savunan Karakaş, AB'ye üyelik sürecinde, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasi olmadan, Türkiye'nin sorunlarını çözemeyeceğini ifade etti. 

ÖDP olarak bugün saat 19.15'te, Kadıköy'deki Karaköy İskelesi önünde 12 Eylül'le ilgili kitlesel bir açıklama yapacaklarını söyleyen ÖDP Genel Sekreteri Sinan Tutal da Türkiye'nin hâlâ kanlı darbe anayasasıyla yönetildiğini ifade ederek ''Binlerce insanı işkenceden geçiren, tutuklayan, idam eden 12 Eylül cuntacıları hâlâ yargı önüne çıkarılmadılar'' dedi. 

Tutal, darbenin üzerinden neredeyse 20 yıl geçtiğini anımsatarak yasalardaki düzenlemeye göre 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmak üzere olduğuna dikkat çekti. TGC Başkanı Nail Güreli ise bugün Cağaloğlu'ndaki TGC binasında 12 Eylül rejimini ve yeni yayın döneminden beklentilerini değerlendireceğini açıkladı. 

 

--------------------------------------------------------------------------------

İzleri hâlâ anayasada

* Türkiye'de haklar ve özgürlüklerin askıya alındığı 12 Eylül darbesi döneminin izleri yıllar boyunca silinmedi. Askeri yönetimin yaptığı anayasa henüz değiştirilemedi. Hemen hemen her siyasetçi tarafından eleştirilen ve değiştirilmesi gerektiği vurgulanan anayasanın darbeciler ve onların uygulamalarını yargıdan koruyan geçici 15. maddesine ilişkin tartışmalar da sürüyor.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - 12 Eylül 1980'de yapılan askeri darbe, Türk demokrasisinin hedef olduğu en ağır bunalımlardan biri olarak tarihe geçti. 

Türkiye'de haklar ve özgürlüklerin askıya alındığı darbe döneminin izleri yıllar boyunca silinmedi. Askeri yönetimin yaptığı anayasa henüz değiştirilemedi. 

Terör eylemleri ve sokak çatışmalarının yoğunlaşmasının ardından 1980'lerin başından itibaren Türkiye'de askerlerin darbe yapabileceği yolunda görüşler sık sık dillendirildi. 

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren , hükümete yaptığı uyarılarda bunun işaretini zaman zaman verdi. TSK komuta kademesi, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk 'e gönderdiği ''muhtıra'' niteliğindeki mektupta, terörün bitirilmesi uyarısında bulunarak darbe yapabileceklerine ilişkin örtülü imada bulundu. 

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Evren, harekât gününü 11 Temmuz olarak belirledi. 3 Temmuz'da CHP hükümetinin düşürülmesi için verilen gensoru ve 10 Temmuz'da Paris'te Türkiye'nin borçlarının ertelenmesinin gündeme gelmesi, darbe tarihinin saptanmasında etkili oldu. 

11 Temmuz harekât emri, özel kuryelerle bütün Türkiye'de ordu, kolordu ve bölge komutanlıklarına dağıtıldı. Ancak 3 Temmuz günü Demirel hükümeti güvenoyu aldı. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanı Evren, kuvvet komutanlarını toplayarak darbeden vazgeçildiğini açıkladı. Böylece darbenin tarihi ertelendi. 

11 Eylül'de Bakanlar Kurulu öğle saatlerinde toplandı. Askerler, akşam saatlerinde TRT Genel Müdürü Doğan Kasaroğlu ve yardımcılarını Genelkurmay'a çağırarak radyo ve televizyonların saat 04.00'te hazır hale getirilmesini istediler. 

Darbe Türkiye'ye duyurulduktan sonra ilk bildiri yayımlandı. 

Bildiride, siyasilerin uzlaşmaktan kaçınan tutumu ve terör, darbenin gerekçesi olarak gösterildi. Milli Güvenlik Konseyi bildirisinin altında, Konsey Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, üyeler Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer , Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin , Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya, Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun 'un imzası yer aldı. 

Darbenin ardından dönemin AP lideri Süleyman Demirel ve CHP lideri Bülent Ecevit 'in de aralarında bulunduğu 2'si BTP'li, 7'si CHP'li, 7'si AP'li olmak üzere toplam 16 siyasetçi Zincirbozan'a gönderilerek tecrit edildi. 

MHP lideri Alparslan Türkeş bir süre kaçtı, ancak daha sonra teslim oldu. 12 Eylül darbesinin ardından oluşturulan Danışma Meclisi'nin hazırladığı anayasa, 1982 yılında referanduma sunuldu. Anayasayı eleştirmek yasaktı; tartışmalı bir referandum sonucu, anayasa yüzde 92'ye yakın bir oy oranıyla kabul edildi. 

Anayasanın kabulü Kenan Evren'in de devlet başkanı olması demekti. Evren, 1989 yılına kadar Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. 

Hemen hemen her siyasetçi tarafından eleştirilen ve değiştirilmesi gerektiği vurgulanan anayasanın darbeciler ve onların uygulamalarını yargıdan koruyan geçici 15. maddesine ilişkin tartışmalar da sürüyor. Söz konusu maddenin kaldırılması, yine TBMM'de bulunan bütün partilerin vaatleri arasında yer alıyor.

 

--------------------------------------------------------------------------------

Eskişehir Demokrasi Platformu 
'Suskunluklar sona ermeli' 

*Eskişehir Demokrasi Platformu adına dönem sözcüsü Dr. Osman Elbek, 12 Eylül'ün dayattığı yeni dünya düzeninin ''küreselleşme'' ve ''özelleştirme'' adı altında uygulamaya koyduğu yeni liberal politikalar için gereken istikrar ortamını sağlamayı amaçladığını vurguladı.

İstanbul Haber Servisi - Eskişehir Demokrasi Platformu adına dönem sözcüsü Dr. Osman Elbek, düşüncenin suç olmamasını, insanların gözaltında kaybolmamalarını, yargısız infazların olmamasını, şeriatın ve ırkçılığın hüküm sürmemesini isteyenler için bugünün ''milat'' olduğunu belirterek suskunlukların bitmesini istedi. 

Dr. Osman Elbek yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül'ün dayattığı yeni dünya düzeninin ''küreselleşme'' ve ''özelleştirme'' adı altında uygulamaya koyduğu yeni liberal politikalar için gereken istikrar ortamını sağlamayı amaçladığını vurguladı. 

Artık hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği biçiminde empoze edilen düşüncenin yıkılması gerektiğini ifade eden Elbek, ''Her şeyin değişebileceğine olan inancın ve mücadelenin yükseltilebilmesi için yıllar içinde oluşturduğumuz birikimimizle, aklı, bilimi ve toplumun çıkarlarını temel alan evrensel ilkelerin yol göstericiliğinde, özgürlükçü, barışçı, eşitlikçi, emekten ve tüm dünya halklarının dayanışmasından yana bir anlayışı yirmi birinci yüzyıla taşımalıyız'' dedi. 

Elbek, Demokrasi Platformu örgütlerinin, 12 Eylül darbesinin neden olduğu ''vahşeti'' ve ''insanlık suçunu'' kuru kuruya kınayarak geçmeyeceğine dikkat çekti. Türkiye'de yaşayan her yurttaşın eşit, özgür, evrensel insan ilkelerine bağlı olarak hayatını sürdürmesinin doğru olduğuna inananlara seslenen Elbek, sözlerine şöyle devam etti: 

''Bu ülkede düşüncesinin suç olmamasını, insanların gözaltında kaybolmamalarını, yargısız infazların olmamasını, şeriatın ve ırkçılığın hüküm sürmemesini isteyen birileri varsa ve bu birileri bugüne kadar susmuşlarsa, bugün onlar için milat olsun. Aşsınlar suskunluklarını.''

 

--------------------------------------------------------------------------------

Eğit-Der Genel Başkanı Mustafa Gazalcı , yaraların sarılamadığını söyledi 
İlk darbe öğretim birliğine 

12 Eylül 1980 darbesi ülkemizde birçok alanı olumsuz etkilediği gibi eğitimi, eğitim işini yapan öğretmeni ve eğitimin temeli olan öğrencileri de derinden yaraladı. Yıllar geçmesine karşın bu yaralar sarılamadı, tam tersine kangren oldu. 

12 Eylül'de ilk darbe öğretim birliğine vuruldu. Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra 3 Mart 1924 tarihinde temeli atılan Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Yasası, 12 Eylül Anayasası'nın 24. maddesi ile zorunlu din dersleri konularak delindi. Öğretim Birliği Yasası, laik cumhuriyetin temeliydi. 

İmam-hatipler arttırıldı 

12 Eylül döneminde imam-hatip liseleri, eklentileri (şubeleri) ve öğrenci sayısı arttırıldı. 1983 tarihinde imam-hatip lisesi çıkışlılara, üniversitelerin her bölümüne girme hakkı tanınmasıyla, din eğitimi almış kişiler devletin tüm kurum ve kuruluşlarında görev aldı ve yönetici oldular. 

Ezberci eğitim, dersaneler ve paralı eğitim bu dönemde yaygınlaştı. 

Üniversitede kıyım 

Üniversite harçları, eğitime katkı payları 1983 yılında yürürlüğe girdi. YÖK kurularak üniversitelerin özerkliği ve bilimsel gelişmesi, vakıf üniversiteleri de kurularak devlet üniversitelerinin gelişmesi engellendi. Birçok yurtsever öğretim üyesi üniversiteden uzaklaştırıldı. 

12 Eylül döneminde eğitime ayrılan pay azaldı. Eğitim yatırımları düştü. Örneğin devlet bütçesinden ilköğretime ayrılan yatırım ödeneği 1963'te yüzde 2.1 iken 1980'de yüzde 0.82'ye, 1981'de yüzde 0.71 olarak gerçekleşmiş, her yöntem eğitimin niteliği düşmüştür. 12 Eylül anlayışının bir darbesi de eğitim işini yapan öğretmene oldu. Birçok yurtsever öğretmen suçlu gibi görüldü. Binlercesi 1402 sayılı yasayla (Sıkıyönetim Yasası) işinden, yerinden edildi. 200 bin üyeli en büyük öğretmen örgütü TÖB-DER yöneticileri haksız yere tutuklandı, yıllarca hapis yatırıldı. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, 84 TÖB-DER yöneticisini 5 ile 8 yıla mahkûm ederek, derneğin mallarını hazineye devretti. Aradan 8 yıl geçtikten sonra, 24 Nisan 1989 tarihinde Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi, örgütün genel başkanının da içinde bulunduğu 19 yöneticisini akladı; buna karşın, bu hukuk skandalı bugün de düzeltilmedi, TÖB-DER malları öğretmenlere geri verilmedi. Öğretmenlerin sandığı İLKSAN tüzüğü değiştirildi. Yönetimi öğretmenlerden alınarak, sandık, yolsuzlukların batağına sürüklendi. 12 Eylül döneminde öğretmenlere çok düşük ücret verildi. İkinci iş yapan öğretmen sayısı arttı. Toplumda saygınlıkları azaldı. Öğretmenlik bir meslek olmaktan çıkarıldı. 

12 Eylül anlayışının bir darbesi de eğitimin temeli olan öğrenciye yapıldı. Öğrenci gençliği de potansiyel suçlu gibi görüldü, siyaset ve örgütlenme hakkı ellerinden alındı. İlerici, demokrat gençler okullarından atıldı. 12 Eylül yönetimi laik eğitime, yurtsever öğretmene ve ilerici öğrenciye karşıydı. Sözde Atatürkçülük yaparak, Atatürk devrimlerini ve yapıtlarını yıprattılar.

Atatürk 'ün Halkevleri etkinliği durduruldu, yöneticileri mahkemeye verildi. TDK ve TTK devlet dairesi durumuna sokuldu. Öztürkçe sözcükler yasaklandı. Onbinlerce kitap yakıldı ve toplatıldı. Kitap, suç aracı olan silahlarla birlikte gösterildi. 12 Eylül cuntasının, özetle laik eğitimde, öğretmende, öğrencide açtığı yaralar bugün de kanıyor. 12 Eylül cuntası, hem eğitimi, hem eğitimin temel öğesi olan öğrenci ve öğretmeni suçladı, yargıladı, hapse attı. Anayasaya zorunlu din derslerini koyarak Atatürk'ün Öğretim Birliği Yasası'nı bozdu. Atatürkçülük söylemini kullanarak Atatürkçülük düşüncesine aykırı zorunlu din derslerini okullarda okuttu. Anaokullarından başlayan şeriatçı eğitim kurumlarının yaygınlaşmasını özendirdi. 

Milli Eğitim Bakanlığı ve kurumlarında Atatürkçülük dışlanarak Türk-İslam Sentezi ideolojisi, kadrolaşma ve ders kitapları yoluyla egemen kılındı. Kitabı düşman bildi, toplattı ve yaktı. Öğretmen ve öğrenciyi potansiyel bir suçlu gibi gördü. Paralı eğitimi özendirdi, vakıf üniversitelerine olanak sağlayarak devlet üniversitelerinin gelişmesini engelledi. Öğretmen ve öğrenci örgütlerini dağıttı. 

Eğitimde 12 Eylül izleri

- Din dersleri zorunlu hale getirildi, imam- hatiplerin sayısı arttırıldı, Öğretim Birliği Yasası delindi. 

- Üniversite özerkliğine darbe vuruldu. Öğretmenlerin örgütü TÖB-DER kapatıldı, yöneticileri gözaltına alıpın sorgulandı, yüzlercesi görevlerinden uzaklaştırıldı. 

- YÖK getirildi, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'yla çok sayıda ilerici bilim adamı üniversitelerdeki görevlerinden uzaklaştırıldı, eğitimin kalitesi düştü, bilimsel araştırmalar geriledi. 

- Milli Eğitim ve Üniversitelerde gerçekleştirilen ırkçı-şeriatçı kadrolaşmayla Türk-İslam sentezci anlayış egemen kılındı. 

- Sorgulayıcı araştırıcı eğitim modeli yerine, ezberci model dayatıldı. 

- Öğrenciye potansiyel suçlu gözüyle bakıldı, demokratik katılımı önlendi, tepki gösterenler polisle karşı karşıya bırakıldı. 

12 Eylül Belgeleri/belge.net


 


Yorumlar - Yorum Yaz