O; tarih boyunca hakkında elli bine yakın kitap, yüz binlerce makale yazılmış tek Türk’tür!..

Atatürk'e Mektuplar @ataturkhaber

Tarihe Dair Notlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam64
Toplam Ziyaret297650
Laiklik devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil  akla ve bilime dayandırılmasıdır. 
Laiklik, dinin doğru uygulanabilmesinin teminatıdır!..


Kızım Hatice Özge Altun'un anısına diktiğimiz elma ağacı... Melek kızım artık orada da yaşayacak...

Kara-Balsagun

Göktürkler gibi, Asya Hunları’nın soyundan gelen Uygurlar, Orhun ve Selenga kıyıları ile Aral gölü civarında yerleşmişlerdi. Uygurlar, 5. yüzyılda bu bölgede kuvvetli bir beylik kurmuş ve başlarında Erkin ünvanını taşıyan “Şiciheen” bulunuyordu. Kahraman ve devlete hizmet eden anlamına gelen Alp İlteber ünvanını alan oğlu Pusa da babasının yanında idi.

Birleşmiş veya müttefik anlamına gelen Uygur sözü, Dokuz Oğuz ve On Uygur boyunun birleşmesi ile meydana gelen topluluğa verilen addır. Karluklar ve Basmıllar’ın yardımıyla 742 yılında Göktürk Devleti’ne son veren Uygurlar, 744 yılında da Ötüken’i egemenlikleri altına almışlar ve böylece Büyük Uygur Kağanlığı’nı kurmuşlardır. İlk Uygur Kağanı, Kutlug Bilge Kül Kağan başkent olarak o zamanlarda Ordu-Balıg denen Yukarı Orhun nehri üzerindeki Kara-Balgasun kentini başkent seçmişlerdir.

Yeni Uygur Devleti’nin kurucusu kendi öz adı bir yana Türk Devlet geleneğine göre yarı dini bir ünvan olan, Kutlug Bilge Kül Kağan ünvanı ile anılacaktı. Göktürkler’de olduğu gibi, Uygur Kağanları’nın da egemenliği ilahi, diğer bir ifadeyle Tanrı’nın yeryüzündeki tek temsilcileri idi. Bu bakımdan Uygur Kağanları’na da, kutsal kağanlık tahtına oturduklarında; “Gün Tengride Kut Bolmış” veya “Ay Tengride Kut Bolmış” gibi ilahi ünvanlar verilmiştir. Böylece onların egemenliklerinin ilahi bir kaynağa dayandığı vurgulanmıştır.

İç Moğolistan ve Orhun boylarında yani Ötüken’de kurulan devletin başkentinin Kara-Balgasun olmasının yanı sıra Yukarı Nuşcan veya Yukarı Barshan, Bahvan ve Koçu, Uygur Devleti’nin önemli şehirleri olmuştur. Bu şehirler aynı zamanda bir eyalet merkezi olup asıl Uygur Kağanını temsil eden bir han veya hakan tarafından idare ediliyordu.

Tarihi kaynaklardan görülmektedir ki, bu eyalet merkezlerinin en gelişmiş olanı Uygur Devleti’ne başkentlik eden Kara-Balgasun’dur. Daha önceleri küçük bir yerleşim birimi olan Kara-Balgasun, Uygurlar’ın başkenti olduktan sonra mamur, müreffeh ve son derece güzel bir şehir haline gelmiştir. Bu nedenle de hanlar şehri anlamına gelen “Han Balık” olarak anılmaya başlanmıştır. Maniheizm dini burada köklü bir şekilde yerleştikten sonra Kara-Balgasun sadece siyasi bir yer değil, yarı teokratik Uygur Devleti’nin güçlü bir dinsel merkezi haline gelmiştir. Kara-Balgasun’un bu önemi, Uygurlar’ın yıkılışına kadar sürmüştür.

Kara-Balgasun, ticari açıdan da Uygurlar’ın en önemli kenti idi. Bu kent doğuya doğru akan büyük bir nehrin üzerine kurulmuştur. Kara-Balgasun, mermerden yapılmış dükkanları olan bir çok çarşıya ve ticarethaneye sahipti. Bu kent, diğer taraftan da çok sağlam surlarla çevrilmişti. Kente giriş demirden yapılmış oniki kapıdan oluyor ve bu kapıları cengaver Türk askerleri koruyorlardı. İslam coğrafyacıları Kara-Balgasun’un adını Cinankes olarak zikretmişlerdir.

Kutluk Bilge Kül Kağan’dan sonra yerine 747 yılında oğlu Moyençur Kağan geçti. Bu dönemde Büyük Uygur Kağanlığı olağanüstü bir güç kazanmış ve önce batıdaki Türgişler’i sonra kuzeydeki Kırgızlar’ı devletlerine bağlamışlardı. Moyençur, 759 yılına kadar süren hakimiyeti zamanında Büyük Uygur Kağanlığı’nı üstün bir güce ulaştırmıştır. Moyençur zamanında Çin’le önemli siyasi ilişkiler kurulmuş ve iç karışıklıklarla kaynayan Çin Devleti ile meşhur Talas Savaşı gerçekleşmiştir. 751 yılında Karluk Türkleri’nin desteklediği Arap orduları Talas Savaşı’nda Çinlileri büyük bir yenilgiye uğratınca, “Tarım Havzası” Uygurlular’ın eline geçmiştir. Bu önemli gelişmeyle birlikte, Uygurlar’ın burada büyük bir yerleşik medeniyet kurmaları gerçekleşmiştir. 759 yılında Moyençur ölünce yerine oğlu Böğü Kağan geçmiştir. Tibetliler’in saldırıları sonunda kendisinden yardım isteyen Çin’e ordusuyla birlikte giren Böğü Kağan, 762 yılında Çin’in başkenti Lo-Yang şehrini isyancılardan kurtarmıştır. Bu sefer esnasında Çin’de uzun bir süre kalan Böğü Kağan, Çinliler’den fikri bakımdan oldukça etkilenmiştir. Çin’den dönüşünde dört Mani rahibini beraberinde ülkesine getirmiş ve bunların etkisinde kalarak ülkesinde Maniheizm dininin yayılması için çalışmaya başlamıştır.

Maniheizm, Hristiyanlık, Budizm ve Mazdehizm gibi dinlerin karışımından oluşmuş ve savaşçılık duygularını zayıflatan bir anlayışa sahipti. Ayrıca hayvani gıdaları yemeyi de yasaklıyordu. Bu sebeple, Uygurlar’ın yaşama biçimine ve genel Türk karakterine ters bir inanç sistemi idi.

Kara-Balgasun’u başkent yapmış Uygurlar’ın kağanı Böğü Kağan, Çin’e sefer düzenlenmesine karşı çıkıyordu. Onu bu tavrından vazgeçirtemeyen vezir Tung Bağa Tarkan, Böğü Kağan’ı öldürerek Uygur tahtına 779 yılında geçti. Tung Bağa Tarkan, liderlik özellikleri fazla olan yetenekli bir devlet adamıydı ve Kırgızlar’ı yenerek tekrar devlete bağladı. Tung Bağa Tarkan, Çinli bir prenses ile de evlenerek akrabalık ilişkileri sayesinde Çin’le olan bazı anlaşmazlıkları ortadan kaldırmıştır.

794 yılında Uygur tahtında Kutlug Bilge Kağan’ı görmekteyiz. Uygurlar bu dönemde çeşitli karışıklarla baş etmeye çalışıyorlardı.

Bu esnada Çin’e yardım için Kutlug Bilge Kağan harekete geçmiş ancak başarılı olamamış ve Uygur ülkesinde karışıklıklar çıkmıştır. 805 yılında ölen Kutlug Bilge Kağan’dan sonra devletin başına geçen kağanlar ticaret ve dış siyaset alanlarında önemli atılımlar yaptıysalar da, Böğü Kağan’la başlayan Maniheizm dininin etkileri daha kuvvetli bir şekilde hissedilmiştir. Uygurlar, bu dinin etkisiyle eski güçlerinden geriye doğru gitmişlerdir. Kırgızlar da bu esnada güçlenerek Orhon bölgesini baskı altına almışlar ve 840 yılında Uygurlar’ın kutlu toprakları olan Ötüken bölgesine kalabalık bir ordu ile girerek Uygur Kağanı’nı da öldürmüşlerdir.
Fotoğraf: Kara-Balsagun

 Göktürkler gibi, Asya Hunları’nın soyundan gelen Uygurlar, Orhun ve Selenga kıyıları ile Aral gölü civarında yerleşmişlerdi. Uygurlar, 5. yüzyılda bu bölgede kuvvetli bir beylik kurmuş ve başlarında Erkin ünvanını taşıyan “Şiciheen” bulunuyordu. Kahraman ve devlete hizmet eden anlamına gelen Alp İlteber ünvanını alan oğlu Pusa da babasının yanında idi.

 Birleşmiş veya müttefik anlamına gelen Uygur sözü, Dokuz Oğuz ve On Uygur boyunun birleşmesi ile meydana gelen topluluğa verilen addır. Karluklar ve Basmıllar’ın yardımıyla 742 yılında Göktürk Devleti’ne son veren Uygurlar, 744 yılında da Ötüken’i egemenlikleri altına almışlar ve böylece Büyük Uygur Kağanlığı’nı kurmuşlardır. İlk Uygur Kağanı, Kutlug Bilge Kül Kağan başkent olarak o zamanlarda Ordu-Balıg denen Yukarı Orhun nehri üzerindeki Kara-Balgasun kentini başkent seçmişlerdir.

 Yeni Uygur Devleti’nin kurucusu kendi öz adı bir yana Türk Devlet geleneğine göre yarı dini bir ünvan olan, Kutlug Bilge Kül Kağan ünvanı ile anılacaktı. Göktürkler’de olduğu gibi, Uygur Kağanları’nın da egemenliği ilahi, diğer bir ifadeyle Tanrı’nın yeryüzündeki tek temsilcileri idi. Bu bakımdan Uygur Kağanları’na da, kutsal kağanlık tahtına oturduklarında; “Gün Tengride Kut Bolmış” veya “Ay Tengride Kut Bolmış” gibi ilahi ünvanlar verilmiştir. Böylece onların egemenliklerinin ilahi bir kaynağa dayandığı vurgulanmıştır.

 İç Moğolistan ve Orhun boylarında yani Ötüken’de kurulan devletin başkentinin Kara-Balgasun olmasının yanı sıra Yukarı Nuşcan veya Yukarı Barshan, Bahvan ve Koçu, Uygur Devleti’nin önemli şehirleri olmuştur. Bu şehirler aynı zamanda bir eyalet merkezi olup asıl Uygur Kağanını temsil eden bir han veya hakan tarafından idare ediliyordu.

 Tarihi kaynaklardan görülmektedir ki, bu eyalet merkezlerinin en gelişmiş olanı Uygur Devleti’ne başkentlik eden Kara-Balgasun’dur. Daha önceleri küçük bir yerleşim birimi olan Kara-Balgasun, Uygurlar’ın başkenti olduktan sonra mamur, müreffeh ve son derece güzel bir şehir haline gelmiştir. Bu nedenle de hanlar şehri anlamına gelen “Han Balık” olarak anılmaya başlanmıştır. Maniheizm dini burada köklü bir şekilde yerleştikten sonra Kara-Balgasun sadece siyasi bir yer değil, yarı teokratik Uygur Devleti’nin güçlü bir dinsel merkezi haline gelmiştir. Kara-Balgasun’un bu önemi, Uygurlar’ın yıkılışına kadar sürmüştür.

 Kara-Balgasun, ticari açıdan da Uygurlar’ın en önemli kenti idi. Bu kent doğuya doğru akan büyük bir nehrin üzerine kurulmuştur. Kara-Balgasun, mermerden yapılmış dükkanları olan bir çok çarşıya ve ticarethaneye sahipti. Bu kent, diğer taraftan da çok sağlam surlarla çevrilmişti. Kente giriş demirden yapılmış oniki kapıdan oluyor ve bu kapıları cengaver Türk askerleri koruyorlardı. İslam coğrafyacıları Kara-Balgasun’un adını Cinankes olarak zikretmişlerdir.

 Kutluk Bilge Kül Kağan’dan sonra yerine 747 yılında oğlu Moyençur Kağan geçti. Bu dönemde Büyük Uygur Kağanlığı olağanüstü bir güç kazanmış ve önce batıdaki Türgişler’i sonra kuzeydeki Kırgızlar’ı devletlerine bağlamışlardı. Moyençur, 759 yılına kadar süren hakimiyeti zamanında Büyük Uygur Kağanlığı’nı üstün bir güce ulaştırmıştır. Moyençur zamanında Çin’le önemli siyasi ilişkiler kurulmuş ve iç karışıklıklarla kaynayan Çin Devleti ile meşhur Talas Savaşı gerçekleşmiştir. 751 yılında Karluk Türkleri’nin desteklediği Arap orduları Talas Savaşı’nda Çinlileri büyük bir yenilgiye uğratınca, “Tarım Havzası” Uygurlular’ın eline geçmiştir. Bu önemli gelişmeyle birlikte, Uygurlar’ın burada büyük bir yerleşik medeniyet kurmaları gerçekleşmiştir. 759 yılında Moyençur ölünce yerine oğlu Böğü Kağan geçmiştir. Tibetliler’in saldırıları sonunda kendisinden yardım isteyen Çin’e ordusuyla birlikte giren Böğü Kağan, 762 yılında Çin’in başkenti Lo-Yang şehrini isyancılardan kurtarmıştır. Bu sefer esnasında Çin’de uzun bir süre kalan Böğü Kağan, Çinliler’den fikri bakımdan oldukça etkilenmiştir. Çin’den dönüşünde dört Mani rahibini beraberinde ülkesine getirmiş ve bunların etkisinde kalarak ülkesinde Maniheizm dininin yayılması için çalışmaya başlamıştır.

 Maniheizm, Hristiyanlık, Budizm ve Mazdehizm gibi dinlerin karışımından oluşmuş ve savaşçılık duygularını zayıflatan bir anlayışa sahipti. Ayrıca hayvani gıdaları yemeyi de yasaklıyordu. Bu sebeple, Uygurlar’ın yaşama biçimine ve genel Türk karakterine ters bir inanç sistemi idi.

 Kara-Balgasun’u başkent yapmış Uygurlar’ın kağanı Böğü Kağan, Çin’e sefer düzenlenmesine karşı çıkıyordu. Onu bu tavrından vazgeçirtemeyen vezir Tung Bağa Tarkan, Böğü Kağan’ı öldürerek Uygur tahtına 779 yılında geçti. Tung Bağa Tarkan, liderlik özellikleri fazla olan yetenekli bir devlet adamıydı ve Kırgızlar’ı yenerek tekrar devlete bağladı. Tung Bağa Tarkan, Çinli bir prenses ile de evlenerek akrabalık ilişkileri sayesinde Çin’le olan bazı anlaşmazlıkları ortadan kaldırmıştır.

 794 yılında Uygur tahtında Kutlug Bilge Kağan’ı görmekteyiz. Uygurlar bu dönemde çeşitli karışıklarla baş etmeye çalışıyorlardı.

 Bu esnada Çin’e yardım için Kutlug Bilge Kağan harekete geçmiş ancak başarılı olamamış ve Uygur ülkesinde karışıklıklar çıkmıştır. 805 yılında ölen Kutlug Bilge Kağan’dan sonra devletin başına geçen kağanlar ticaret ve dış siyaset alanlarında önemli atılımlar yaptıysalar da, Böğü Kağan’la başlayan Maniheizm dininin etkileri daha kuvvetli bir şekilde hissedilmiştir. Uygurlar, bu dinin etkisiyle eski güçlerinden geriye doğru gitmişlerdir. Kırgızlar da bu esnada güçlenerek Orhon bölgesini baskı altına almışlar ve 840 yılında Uygurlar’ın kutlu toprakları olan Ötüken bölgesine kalabalık bir ordu ile girerek Uygur Kağanı’nı da öldürmüşlerdir.

Kaynaklar: 

Prof. Dr. Zekeriya KİTAPÇI, Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri Arasında İslamiyet, Konya, 2004
Yrd. Doç. Dr. Ali GÜLER, Yrd. Doç. Dr. Suat AKGÜL, Türklük Bilgisi, Ankara, 2001
Prof. Dr. Faruk SÜMER, Oğuzlar (Türkmenler), İstanbul, 1999

Prof. Dr. Gülçin ÇANDARLIOĞLU, İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, İstanbul, 2003
Dr. Ramazan ŞEŞEN, İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, 1998
facebook/Göktürk İmparatorluğu

Yorumlar - Yorum Yaz