O; tarih boyunca hakkında elli bine yakın kitap, yüz binlerce makale yazılmış tek Türk’tür!..

Laiklik devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil  akla ve bilime dayandırılmasıdır. 
Laiklik, dinin doğru uygulanabilmesinin teminatıdır!..
Tarihe Dair Notlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam182
Toplam Ziyaret311383

Eski Mısır ve piramitlerin esrarı


Batı dünyası uzun zaman boyunca ''uygarlığın'' Roma ve Yunan uygarlıklarının hediyesi olduğuna inanmıştır. Daha sonraları Avrupa’ya dönen seyyahlar Mısır’da yarı yarıya kumlara gömülmüş ve Sfenks denilen garip taştan hayvanlar tarafından korunan piramitlerin ve tapınak-şehirlerin varlığını bildirmişlerdir. Eski Mısır yazısının ve lisanının deşifre edilmesi ve bunu izleyen arkeolojik uğraşlar, batılı insana Yunan uygarlığından çok önceleri Mısır’da ileri bir uygarlığın yaşadığını göstermektedir.

Eski Mısır konusunda en değerli bilgi kaynağımız uygarlığının günümüze mirası olan dev boyutlu piramitler, tapınaklar, mezarlar, hazineler, mumyalar, anıtlar, heykeller ve yazıtlardır. Eski Mısır kültürüyle ilgili kişilerin verdiği bilgilere bakılırsa, Eski Mısır herhangi bir değişim dönemi geçirmeden, birdenbire, hazırlanıp bırakılmış duygusu veren bir uygarlıkla ortaya çıkıvermiştir. Büyük şehirler, görkemli tapınaklar, büyük bir ifade gücüne işaret eden dev heykeller, iki tarafında görkemli figürlerin sıralandığı süslü sokaklar, kusursuz kanalizasyon şebekeleri, kayalara oyulmuş mezarlar, akıl almaz boyutlardaki piramitler ve daha birçok şaheser topraktan fışkırmış gibidir. Tarih öncesi pek bilinmeyen bir ülke için bu apansız ilerleme ve gelişme tam anlamıyla bir mucizedir.

Mısır eski çağlara ait bilimsel harikaların en çok bulunduğu bölgedir. Eski Mısırlılar gelişmiş bir tıp ve cerrahlık bilgisine sahiptiler. Modern dünyamıza özgü olduğunu düşündüğümüz gelişmiş metalürji bilgileri, cerrahi ameliyatlar, elektrik kullanımı ve havada uçmak, bundan yüzyıllar hatta binlerce yıllar önce Eski Mısırlılar tarafından bilinmekteydi. 

M.Ö. 200‘de Sakkara’da tahtadan yapılmış örnek bir planör, Eski Mısırlıların şaşırtacak kadar hatasız bir şekilde aerodinamiğin prensiplerini anladıklarını gösterir. Oysa o dönemlerde uçmak varmıydı ki?

Büyük Piramit ise büyüklüğü ve kusursuz mimari güzelliğiyle 20. yüzyıl insanını bile hayrete düşürmektedir.

PİRAMİTLER'in sayısı 80'e yakındır. Hepsi Nil’in sol kıyısına kurulmuş ve vadide 40 kilometrelik bir uzunluk içine yayılmışlardır. Bazıları ayrı olmakla birlikte çoğu grup halindedir. 

Piramitler içinde en çok ilgi çekenleri üç büyük piramit olarak bilinen Giza şehri civarında bulunan abidelerdir. Bunlar varsayılan kurucularının adlarına göre ayrılmaktadır: 

Keops (Kufu), Kefren ve Mikerinos. 

Bu üç Giza Piramidinin geometrik ve gözlemsel ilkelere dayalı bir plana göre inşa edildiği ve bu planın da doğrudan astronomik gözlemlere dayandığı ileri sürülmektedir. 

Kufu ya da Keops diye de adlandırılan Büyük Piramit, üç büyük piramidin ilki ve en kuzeydekidir. 137 metre yüksekliğindeki ve yaklaşık 6.5 milyon ton ağırlığındaki Büyük Piramit, şimdiki Kahire şehri yakınlarında tam olarak Nil Deltası’nın tabanına yerleştirilmiştir. Mısır astronomi bilgini Mahmut Bey, Keops’un binlerce yıl önce dolanımının en yüksek noktasına varmış Sirius yıldızı ışınlarının piramidin güney tarafı üzerine diklemesine düştüğü bir devrede inşa edilmiş olduğunu söyler.

Piramidin yapım planında sık sık karşımıza çıkan 286,1022 sayısı anahtar sayı olarak kabul edilir, çünkü bu sayı güneş ve yıldız yılının değerini, güneş ile yeryüzü arasındaki uzaklığı, yeryüzü ile yörüngesi arasındaki ilişkiye göre yerçekimi kanununu ve yeryüzü yörüngesinin merkezkaç değişimlerinin sınırlarını belirlemeye olanak sağlamaktadır. Görüleceği üzere Piramit gerçek bir geometri ve ölçü harikasıdır. Birçok bilim adamı ve yazar Giza’daki Keops Piramidi’nin bugünkü bilim bilgileri ve makinelerle bile yapılamayacağını ısrarla söylemektedirler. Büyük Piramit, hiçbir zaman anlaşılmamış olan bir tekniğin ve dehanın gözle görülür tanıklığını yapmaktadır. 

Peki Keops Piramidi’nin yüksekliğinin bir milyara çarpımının yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı vermesi bir rastlantı mıdır? 

Piramidin üstünden geçen meridyenin karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya bölmesi bir rastlantı mıdır? 

Taban çevresinin, yüksekliğin iki katına bölünmesinin Pi sayısını vermesi bir rastlantı mıdır? 

Piramitte dünya ağırlığını gösteren hesapların bulunması bir rastlantı mıdır? 

Piramidin kurulduğu kayalık alanın büyük bir özen ve doğrulukla düzeltilmiş olması bir rastlantı mıdır? 

Bugünkü teknoloji ile yapılamayacak bir şeyi, eski Mısırlılar basit teknoloji ve sade aletleriyle nasıl yaptılar? 

Mısırlılara dünya-dışı zeka, ‘dışardan yardım’ mı geldi? 

Yoksa bu yapılar Dünya dışı Ziyaretçiler tarafından mı yapıldı?

Büyük Piramit ( Khufu, Keops ) dünya karalarının tam ortasında bulunmaktadır. İnşası sırasında böyle dev bir yapının dünya karalar topluluğunun tam merkezine oturtulması için, yörenin, hatta dünyanın uzaydan görülmüş olması gerekirdi. Bu bakımdan ya uzaylılar ya da uzaylıların yetiştirdiği kimseler tarafından inşa edilmiştir. Araplar, Büyük Piramidin “Uzaydan Gelen Ruhlar “ tarafından inşa edildiğine inanırlar.

Her ne kadar okullarımızda okutulan tarih kitaplarında hala mezar anıt olarak yazılıysa da , Büyük Piramid'in Firavun mezarı olarak yapıldığıyla ilgili bilgi, geçerliliğini gün geçtikçe yitirmektedir. Onun yerine onun bir inisiyasyon merkezi hatta güç elde etmekte kullanılan bir enerji üretici olarak yapıldığı konusundaki bilgiler gün geçtikçe güç kazanmaktadır. Çok değişik alşimik çalışmaların yapıldığı ve bu çalışma ve denemeler için gerekli enerjinin üretildiği bir jeneratör olarak yapıldığı daha kuvvetli olasılık halinde karşımızda bulunmaktadır. Gerek bilinen ölçüleri, gerekse biçimiyle büyük Piramit ve ötekiler, mezardan çok bir güç üretici olarak yapılmış olabileceklerini düşündürmektedir. Böyle olunca da böyle bir yapının inşa bilgisinin kaynağı Raymond Drake’in belirttiği gibi ya uzaylılardır ya da onların öğretisinden yararlanmış seçkin kişilerdir. 

Ruhsal yetenekleri gelişmiş kişilerin ifade ettiklerine göre, Büyük Piramit manyetik güç yayımını hala devam ettirmektedir. C.H. Williamson‘un “Other Tongues, OtherFlesh“ ( Başka Diller, Başka Bedenler) isimli eserinde belirttiğine göre, dünya dışı kökenli insanlar yapıyı meydana getiren çok iri taşları antigravitasyon ya da sonik yöntemlerle ilgili bilgileri uygulayarak yerleştirmişlerdi. Belki de bu insanlar aynı güçleri kendi uzay araçlarını hareket ettirmede de kullanıyorlardı. 

Keops Piramidi ya da Büyük Piramit, Kahirenin 16.km. kadar batısındadır. Taban yüzeyi yaklaşık 53.000 m2’lik bir alanı kaplar. Orijinal yüksekliğinin 146 ile 148 m. arasında olduğu tahmin edilir. İnşa edildiği dönemde üzerinde bulunması gereken Kapak Taşı’nın artık olmaması nedeniyle şimdiki yüksekliği 137 metre kadardır. Yapılan hesaplara göre Büyük Piramit İngiltere’de Hz. İsa’dan bu yana inşa edilmiş olan tüm katedral, kilise ve şapellerden daha fazla taş kütlesine sahiptir.

Keops Piramidinin yapımında 2.600.000 adedi aşkın granit ve kireçtaşı blok kullanılmıştır. Blokların ağırlığı 2 tondan 70 tona kadar değişir. Santimetrenin 40’da birine kadar bir hassasiyetle kesilen bloklar o kadar hassas bir şekilde birleştirilmiştir ki, aralarındaki derzlerin açıklığı hiç bir zaman santimetrenin 20'de birini aşmaz.

Arap tarihçisi Abu Zeyd el Balkhy. Eski bir yazılı kaynağa dayanarak Büyük Piramidin “Çalgı Takımyıldızı (Lyra) Yengeç burcundayken, yani hicretten 2 kere 36.000 yıl önce “inşa edildiğini yazar. Bu da yaklaşık olarak günümüzden 73.000 yıl öncesine denk gelir. Ayrıca piramit üzerinde yapılan Karbon-14 tarih belirleme çalışmaları da yine M.Ö 71.000 yılını göstermektedir.

Kefren Piramidi de Büyük Piramidin hemen yanında yükselir. Yüksekliği ilkinden biraz daha azdır. Ancak daha yüksek bir taban üzerinde inşa edildiğinden Büyük Piramitten daha yüksekmiş gibi görünür. Taban kenarı 216 metredir.

Mikerinos Piramidi ise , 70 metrelik yüksekliği ve 108 metreyi bulan taban kenarı ile diğerlerinin yanında çok küçük kalmaktadır. Giza düzlüğünde yer alan bu üç piramidin önemli ortak özellikleri vardır Şöyle sıralayalım :

Yapıların yüzleri yere 52 derecelik açı yapar.

Giriş yerleri kuzey yüzlerinde açılmıştır ve giriş geçitleri yerle 26 derecelik bir açı yapar. Bu doğrultudan gök kutbuna bakarlar.

Bu gün için astronomi ve matematik sayesinde çözülebilen karmaşık bir mimari yapıya sahip piramitler hakkında şöyle bir örnek fikir verebilir:

52 derecelik açı, piramitlerin inşaatçıları için“ dairenin kare haline getirilmesine ilişkin Kutsal Geometri probleminin çözümünü sağlayan bir unsur olmuştur. Bu eğimde, yani 51 derece 52 dakikalık bir açıda yapılmış bir piramidin yüksekliği ile tabandaki çevre uzunluğu arasındaki oran, bir dairenin yarıçapı ile çevresi arasındaki orana eşittir. Bu oran ½ değerindedir. Sonuçta Gize piramitlerinin inşasında pi = 3.1415 değerinin kullanılmış olması günümüz bilim adamlarının şaşırtıcı bulduğu bir gerçektir. 

Eski Mısır’ın D.D uygarlıklarla kurdukları bilimsel, sanatsal ve kültürel bağları örneklerken üzerinde durmak istediğimiz konu Piramitlerin mimari, arkeolojik ve matematiksel yönlerinden çok, kozmik anlamları. Bu nedenle şimdi birazda Giza Piramitlerini okült açıdan inceleyelim.

Teozofist A.P. Sinnett, Büyük piramidin yapımıyla ilgili şunları söylüyordu:

“ Keops Piramidinin yapımında kullanılan taşların manipülasyonu, ancak ve ancak, daha sonraları insanların yitirdikleri belirli bir doğa bilgisinin bu işte kullanılmış olmasıyla açıklanabilir. Doğanın gizemiyle ilgili o bilginin Veli bekçileri, ağır cisimlerin fiili ağırlığını istedikleri gibi değiştirebilecek şekilde maddenin çekimini kontrol edebilirler ve daima da edebilmişlerdir."

"Dev yapılar mimarisinin harikaları işte böyle açıklanır. Piramitlerin yapımını yöneten üstatlar, kullanılan taşları kısmen levite etmek şekliyle bu işlemi kolaylaştırmışlardı. Majik asalar... Üstatlara eski çağlarda, doğanın kudretini açığa çıkaran anahtarlar teslim edilirdi. Gizli kelimeler ve vibrasyonel motor... Dalga boyları ve dev granit blokların levitasyonu.”

Okültist Annie Besant ise şöyle diyordu:

“ Mısır’daki taşlar ne sırf kas kuvvetiyle, ne de modern teknolojiyi aşan hünerli cihazlar kullanılarak dikilmişti. Bu taşlar, dünyasal manyetizmin güçlerini anlayan ve kontrol edebilen kişilerce dikilmişti. Neticede, taşlar ağırlığını kaybediyor ve tek bir parmağın temasıyla yönetilmek suretiyle havada yüzerek, belirlenen yerlerine oturuyorlardı.”

Annie Besant “Dünyasal manyetizmanın güçlerini anlayan ve kontrol edebilen“ kişilerden söz ederken acaba kimleri kastediyordu?...

Çağlar boyunca sırlarını hiçbir uygarlığa açmadan, günümüze kadar gelen piramitler, dünya bilim ve teknolojisini aşan bir teknik, mimari bilginin ürünüdürler. Bu bilgi D.D kaynaktan gelmiş ve hala dünya bilim adamları tarafından çözülememiş olabilir mi ?

Çok eski efsanelerde piramit inşasında kullanılan “majik çubuklar”dan söz edilir. Bu çubuklarla belirli bir dalga boyunda olmak üzere ,önceden tespit edilmiş bir vibrasyonel ses tonu oluşturulabiliyordu. Walter Owen 1947 yılında sesin ezoterik kullanımı hakkında şunları yazmıştı: “Ses herkesin düşünemeyeceği türden imkanlar taşıyan bir kudrettir. Ve bu kudretin kullanımı , kadim ermişlerin bildikleri, fakat günümüzün emekleyen biliminin yitirdiği ve ya karşısına geçip dudak büktüğü bir bilimdir. Kozmosun çevresi ve dokusu ses kudreti sayesinde ayakta durmaktadır ve yine ses kudreti sayesinde çözülerek yok edilebilir. Mısırlı rahipler bu bilgiye sahiptiler.”

İster istemez akla şu soru geliyor ; Mısırlı rahipler bu bilgiyi nereden almışlardı?

Mühendis Rudolph Gantenbrink’in 1993 yılında Büyük Piramitte gerçekleştirdiği buluş da aynı ölçüde ilgi çekicidir. Gantenbrink ve ekibi “UPUAUT 2” ismini verdikleri küçük bir robot aracı Kraliçe Odası’ndaki hava kanalının içine yollamış ve bugüne kadar hiç bilinmeyen 60 metrelik bir tünel bulmuştu. Gantenbrink, iki haftalık bir çalışmadan sonra 4500 yıllık metal bir kapıya ulaştığını söylüyor ve bu kapının bilinmeyen bir alana açıldığını iddia ediyordu. Fakat ne yazık ki kapının keşfinden sonra geçitlerdeki tüm araştırmalar Mısırlı yetkililer tarafından durdurulmuş ve yeniden başlatılmasına izin verilmemiştir. Yani yine birşeyler örtbas edilmeye çalışılmaktadır... 

PİRAMİTLER'İN ESRARI

Keops piramitinin 12 ton ağırlığında iki buçuk milyon kat bloktan oluşmuştur. Günde on blok yerleştirilmesi halinde yapımının 664 yıl sürer.. Ve bu taşların temin edilebilecegi en yakin mesafe yüzlerce km. uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.

Piramitin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri tam eşit iki
parçaya böler ve piramitin dünyanın ağırlık merkezinin tam ortasında bulunur. Yüksekliğinin (164 m.) bir milyarla çarpımının güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı verir. Taban alanının, yüksekliğinin iki katına bölünmesi pi sayısını verir.

Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulundugu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir.(doğduğu ve tahta çıktıgı günler)

Mumyalarda radyoaktif madde bulundugundan; mumyaları ilk kez
bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

Kirletilmis suyu, bir kaç gün Piramit'in içine bırakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

Piramit'in içerisinde süt, bir kaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

Bitkiler Piramit'in içinde daha hızlı büyürler.

Piramit'in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

Çöp bidonu içindeki yemek artıklari hiç koku neşretmeden Piramit
içinde mumyalaşır.

Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit'in içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi
yoktur. Arastırmacılarin çoğu ya içinde kayboldu yada aynı yerde bir kaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.

Piramitlerin yazın içi soğuk, kışın içi sıcak olur...

YAZITLAR

Eski Mısır Tarihiyle ilgili tüm kayıtlar bir zamanlar bu yörenin yoğun olarak “ Dünya Dışı Varlıklar “ tarafından ziyaret edilmiş olduğunu göstermektedir... Örneğin Eski Mısırlılar, kendi semalarında ortaya çıkan uzay gemilerini “ Gökyüzünde seyreden güneşin kayıkları “ olarak isimlendirmişlerdir.

Konunun ilginç bir başka yanı da, yine eski kayıtlarda açıkça yazıldığına göre; Büyük Piramidin yapımı sırasında bu “Güneş Kayıkları”ndan bir tanesi yapının içinde bir yere gömülmüştür. 

Mısır kökenli kaynaklarda dünya-dışı astronotlar sorunu daha belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır. Menfis’de firavunu ziyaret eden Tanrı PTAH, uçan bir gemi kullanırdı. Güneş Tanrısı RA için, “Yıldızlarla ay arasında dolaşırsın... gökyüzü ile yeryüzü arasında Aton’un gemisini yönetirsin..” der eski bir yazıt.

Yakutlar’ın cenazesinde okunan bir duada “Işıldayan arabalarıyla yıldızlardan inen ruhlar...” dan söz edilir. Çok eski bir geçmişte Nil ülkesine üstün bir varlığın geldiği ve oradaki insanlara uygarlık aşıladığı Mısır’da hala söylenir. Bu üstün varlık, Mısırlılara seslerle, fikirleri kaydedebilmeleri için simgeler gösterdi. Müzik çalabilsinler diye ellerine arp verdi. Yıldızları gözleyip, krokilerini çıkarmasını, rakamlarla sayı saymasını, şifalı otlar ve ilaçlarla hastaları iyi etmelerini öğretti. Mısırlılar bütün bunları öğrenince, yabancı, onlara veda ederek, göklere uçtu gitti. Adı Tanrı THOT’ tu.

Eski Mısırlıların güneşle ilgili bir inanca bağlı oldukları da çok iyi bilinen bir gerçektir. Eski krallığa ait Piramit yazıları, firavunun tanrılar ve gemileri aracılığıyla göklerde tanrısal gezintilere çıktığından söz eder. Bunlara göre Güneş Tanrısı Ra göklerde gemisiyle yolculuk yapardı. Yine bu yazıtlarda gökyüzünü gemilerle aşan yüce yaratıklardan söz edilmektedir. İşte Güneş Tanrısı Ra için yazılmış bir yazıdan bir bölüm:

“Sen, yıldızların ve ayın altında dolaşansın. Sen, Aton gemisini yorulmak bilmeden dönen yıldızlar ve Kuzey kutbundaki batmayan yıldızlarla yeryüzü arasında sürensin.” 

Ve bir Piramitten alınan bir bölüm: “Sen, güneş gemisini milyonlarca yıl yönetensin.” 

Mısır’daki resim ve destanlar, tanrıların yıldızlardan geri gelerek, iyi korunmuş gövdeleri yeni bir hayata uyandıracaklarını söylerler. Mezar odalarından çıkan mumyaların gövdelerinin kusursuz bir biçimde muhafaza edilmiş olması ve mezarın ötesindeki bir hayata ulaşma inancı da buradan gelir. Eski Mısır’ın İncil’i olarak kabul edilen 3500 yıllık Ölüler Kitabı’nda ise birtakım insanların bilgileri sayesinde uzaya sıçrayabildiklerinden söz edilmektedir, hatta yıldızlarda yaşayan varlıklardan bahsedilir. Tanrı Thot, Nil halkına tıp, edebiyat, matematik ve fen'in esaslarını öğretmiş bir kültür taşıyıcıdır; görevini bitirdikten sonra yıldızlı göğe doğru yükselip gitmiştir.

Mısırlılar yıldızlara da özel bir ilgi göstermekteydiler. Köpek yıldızı da denilen ikili yıldız Sirius’un hanedanlar dönemi Mısır’ın erken gelişim ve kültüründe büyük rol oynadığı bilinmektedir. Eski Mısırlılar Sirius’u dünyanın gelişiminde evrimsel bir anahtar olarak görmüşlerdir. Amerikalı bilim adamı Robert Temple, “Sirius Gizemi” adlı kitabında yeryüzünün binlerce yıl önce Sirius sisteminden gelen varlıklar tarafından ziyaret edildiği varsayımını ortaya atmış ve M.Ö. 4500-3400 tarihleri arasında Eski Mısır’da gerçekleşen ilkellikten yüksek kültür standartlarına doğru gerçekleşen bu ani sıçramayı bu varlıklarla yapılan doğrudan temasın bir sonucu olarak nitelemiştir. Temple, Mısır ve Sümer kayıtlarından bilgiler sunarak hanedanlık dönemi Mısır’ın yükselişinden önce dünya dışı varlıkların ortaya çıktığına dair ikna edici bir tez öne sürmektedir. 

TAPINAK RESİMLERİ

Eski Mısırlılar, Tanrıların tapınaklarda yaşadığına inanmakta ve tapınakları yaratılışın merkezi olarak görmekteydiler. Tapınakların bu sembolik rolü, gerek konumlarıyla gerekse dizayn ve iç dekorasyonlarıyla ifade edilmiştir. Eski Mısır tapınaklarının duvarları ve tavanları, bazıları diğerlerinden daha ilginç ve dikkate değer pek çok resimle süslenmiştir.

Firavun Seth’in mezarında bulunan hiyerogliflerde “Tanrı’nın gemisinde dinlendiği” yazılmaktadır ve bu yazıya bir "Uzay Gemisi" figürü eşlik eder.

Abydios Tapınağında bulunan bir duvar panosunda ise (üstteki her iki resimde helikoptere ve uçağa benzeyen şekiller yer almaktadır. Panoda bu şekillerin yanısıra başka uçan cisimler de resmedilmiştir. Kahire’deki bir müzede bulunan eski çağlardan kalma küçük planör modeli ve yine Mısır’da ve Güney Amerika’da bulunan diğer uçak modelleri de aynı ölçüde merak uyandırıcıdır.

Bu veriler ışığında şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki, ya geçmişte dünya üzerinde teknolojik açıdan çok gelişmiş uygarlıklar yaşamış ve daha sonra yok olmuşlardır; ya da dünyamız dünya dışı varlıklar tarafından eski çağlarda da ziyaret edilmiştir. 

SİRİUS BAĞLANTISI

Mısırlılar yıldızlara da özel bir ilgi göstermekteydiler. Köpek yıldızı da denilen ikili yıldız Sirius’un hanedanlar dönemi Mısır’ın erken gelişim ve kültüründe büyük rol oynadığı bilinmektedir. Eski Mısırlılar Sirius’u dünyanın gelişiminde evrimsel bir anahtar olarak görmüşlerdir. Amerikalı bilim adamı Robert Temple, “Sirius Gizemi” adlı kitabında yeryüzünün binlerce yıl önce Sirius sisteminden gelen varlıklar tarafından ziyaret edildiği varsayımını ortaya atmış ve M.Ö. 4500-3400 tarihleri arasında Eski Mısır’da gerçekleşen ilkellikten yüksek kültür standartlarına doğru gerçekleşen bu ani sıçramayı bu varlıklarla yapılan doğrudan temasın bir sonucu olarak nitelemiştir. Temple, Mısır ve Sümer kayıtlarından bilgiler sunarak hanedanlık dönemi Mısır’ın yükselişinden önce dünya dışı varlıkların ortaya çıktığına dair ikna edici bir tez öne sürmektedir. 

Bu konuda bilinen tek kesin şey, Kral ve Kraliçe odalarından çıkan kanalların yıldızları işaret ettiğidir. 1964’te Ejiptolojist (Mısır Bilimcisi) ve astronom Dr. Alexander Badawi, Kral odasından çıkan iki kanalın Orion Kuşağı’nı işaret ettiğini belirlemişlerdi. 1986’da ise “Orion Gizemi” –The Orion Mystery isimli kitabın yazarlarından Robert Bauval, Kraliçe odasından çıkan kanalların ise Sirius Yıldızı’nı gösterdiğini öne sürmüştür...

Yorumlar - Yorum Yaz