O; tarih boyunca hakkında elli bine yakın kitap, yüz binlerce makale yazılmış tek Türk’tür!..

Atatürk'e Mektuplar @ataturkhaber

Tarihe Dair Notlar
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam41
Toplam Ziyaret297627
Laiklik devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil  akla ve bilime dayandırılmasıdır. 
Laiklik, dinin doğru uygulanabilmesinin teminatıdır!..


Kızım Hatice Özge Altun'un anısına diktiğimiz elma ağacı... Melek kızım artık orada da yaşayacak...

Kırmızı Pabuçlu Kız

Uzak bir kasabada bir küçük kız vardı. Yoksul ailesinin yanında türlü zorluklar içinde yaşayıp giderlerdi. Eski bir elbisesi, annesinin ayakkabı niyetine diktiği patiği ve çok az yiyecekleri vardı. Babası 3 tane keçisinin sütünden, kılından geçimini sağlamaya çalışır, annesi çok az olan gelirlerini idareli kullanmaya çalışırdı.

Kasabadan oldukça uzakta evleri vardı. Başka bir şehirden buraya gelmişlerdi. Ama kasabada kalamamışlardı. Çünkü kasabalılar, kendilerinden olmayanı orada barındırmıyor ve hatta iş yapmıyorlardı. Bu yüzden çoban, dağın tepesindeki bu evinde yaşamak ve geçimlerini sağlamak için başka kasabalara günler süren yolculuklar yapmak zorunda kalıyordu.

Derme çatmaydı evleri. Birçok yerinde delikleri olan ahşaptan bir evdi bu. Yazın bu delikler, evlerini serin tutmaya yaradığı için sorun değildi. Ancak kış geldiğinde onları kapatmak zorundaydılar. Her yıl kış öncesinde günler süren yoğun bir çalışma ile kapatmaya çalışırlardı. Küçük kız, anne ve babasıyla işte böyle bir yerde yaşıyordu ama yine de çok mutluydu. Çünkü tüm bu zorluklara rağmen evlerinde her daim huzur ve sevgi vardı.

Bir gün babasıyla birlikte keçileri otlatmaya gittiğinde bir başka çobanın da kendi hayvanlarını otlattığını gördü. Onun da yanında kendi yaşlarında küçük bir kız vardı. Babası ve diğer çoban konuşmaya başladığında, diğer küçük kız, yanına geldi. Diğer küçük kızın kırmızıdan bir elbisesi ve kırmızı pabuçları vardı. O kırmızı pabuçları çok beğenmişti. Kendi patiğine baktı beğenmedi, utandı. Diğer kız, ondan biraz daha büyüktü ve onun utandığını anladı.

Biliyor musun, babam 4 tane koyun sattı ve bana bu ayakkabıyı aldı. Of çok acıtıyor ayağımı, bu ayakkabı çok küçük dedim ama bir daha gidemem oraya dedi. Benim için bu ayakkabıları alır mısın, sende bana patiğini ver ve biraz ayaklarım rahat etsin.”

Küçük kız heyecanla “tamam” deyip, hızla patiklerini ayağından çıkarıp diğer kıza verdi. Kız da ona kırmızı pabuçlarını.

Çok teşekkür ederim, dedi diğer kız. “Ayaklarım öyle rahat etti ki.”

Birlikte koşup oynamaya başladıklarında ikisinin de sevinci kahkahalarına yansıyordu. Bir süre sonra hayvanların otlatma işi bitmiş, artık evlere dönme vakti gelmişti. İki küçük kız sarılıp ayrıldılar.

Eve dönerken öteki kızın babası, neden verdin ayakkabılarını dedi sevgiyle. “babacım, benim bir ayakkabım daha var ama onun yoktu, bu bana yeter, bu kışı bununla geçiririm” dedi. Çoban gözleri dolarak kızını sevgiyle kucakladı.

Küçük kız, ayakkabılarının olmasının verdiği sevinçle, zıplayarak şarkılar söyleyerek evin yolunu tutmuştu babasıyla. Eve döndüklerinden annesi kızının ayağındaki pabuçları gördüğünde, babasıyla göz göze gelerek durumu anlamaya çalıştı. Babası “sonra” dercesine başını geriye itti. Annesi az sonra babasından durumu öğrenmişti. Yemeklerini yerlerken, “ayakkabıların çok güzelmiş ve çok yakışmış güzel kızım. Bak yakında bayram geliyor, dilersen ben sana yeni bir patik daha dikeyim sen bu ayakkabılarını bayramda giy. Hem yağmur, çamurdan da etkilenmez temiz ve yeni kalmış olur ne dersin?” Küçük kız, “peki bayramda yağmur yağar ve kirlenirse pabuçlarım?”dedi. Annesi, “dua edelim de yağmasın” dedi.

Küçük kız o günden sonra bayram gelene kadar her gün dua etmeye başladı yağmur yağmaması için.

Bulundukları kasabada o günlerde kuraklık başlamıştı. Kasabalılar her gün yağmur duasına çıkıyor, türlü yollar deniyor ama bir türlü yağmur yağmıyordu. Bir süre sonra artık çarelerinin kalmadığını hissetmeye başlamışlardı. Tüm ekinler kuruyacak ve ürünlerinden bir kazanç elde edemeyeceklerdi. Tam bu sırada kasabadaki Bilge dedeye danışmak akıllarına geldi. Hep birlikte Bilge dedenin evinin yolunu tuttular. Dedenin yanına geldiklerinde durumu ona aktardılar. Bilge dede onları dinledi, dinledi, dinledi… “tamam” dedi. “bu kadar yeter”

Sizin yaptığınız duaların hiçbirinin önemi yok. Çünkü bir başkasının duasından dolayı size yağmur yağmıyor. Şu dağı görüyorsunuz. Orada küçücük bir kız var. Hani bir zamanlar kasabadan kovduğunuz o adamın kızı! O çok fakir bir kız. Bir kırmızı pabucu var ve bayramda o pabuçlarını giyebilmek için yağmur yağmaması için her gün dua ediyor. Onun yanına gidin, ona durumunuzu anlatın ve iznini isteyin. Eğer kabul ederse yağmur duanız kabul olur ama etmezse bayramdan önce yağmur beklemeyin. Çünkü o küçücük yüreğiyle öyle bir dua ediyor ki, onun duası kabul oluyor, sizin ki değil”

Kasabalılar, ”bu nasıl şey, şımarık bir çocuk için o kadar ekin yanacak! kimmiş o kız!” diyerek hiddetle hep birlikte dedenin evinden çıkıp, dağa doğru yöneldiler. Dağa geldiklerinde küçük bir tepede oturmuş, kucağında pabuçlarıyla dua eden küçük kızı gördüler. Ellerinde çapaları ile hiddetle küçük kızın yanına geldiklerinde küçük kızın duasını duyup, şaşkınlıkla oldukları yerde kaldılar.

Küçük kız şöyle dua ediyordu:

Allah’ım benim ilk kez bir ayakkabım oldu. Bana bunu sen verdin. Bu ayakkabıları bayramda temiz giymek için yağmur yağdırma ama sonra yağsın. Hep yağsın. Çünkü keçilerin, çiçeklerin ekinlerin de suya ihtiyacı var. Onları da susuz bırakma. Ben annem ve babam açlığı biliyoruz ama bilmeyenler dayanamaz. Onlara bunu gösterme”

Gözyaşlarına engel olamayan kasabalılar, küçük kız için düşündüklerinden utandılar ve içlerinden biri. “şu küçücük kız bize insan olmayı öğretti. Kimseyi hor görmemeyi öğretti. Günü geldiğinde hiç tahmin etmeyeceğimiz birinin bile yardımına ihtiyacımız olabileceğini öğretti. Bu adama yaptıklarımız korkunç şeylerdi. Gidip, af dileyeceğiz. Eğer kabul ederse bundan böyle ondan alacağız sütümüzü, yünümüzü.“ Orada bulunan diğer kasabalılar utanarak, başları önlerinde onayladılar adamın sözünü.

Ertesi gün bayramdı ve güzel, güneşli bir gün oldu. Ertesi sabah, tüm ekinleri doyuracak kadar yağmur toprağı ıslatırken, pencerelerinden yağmuru seyreden kasabalılar küçük kızı hatırlayarak gülümsüyordu…


Yorumlar - Yorum Yaz